“Ben buradayım ve kuralları ben koyuyorum” diyerek hayatın ortasına dalan, beklemeyi kişisel bir işkence biçimi sayan, rekabet gördüğü yerde gözleri parlayan o adrenalin bağımlısı alfa erkek sonunda sahneyi devraldı! Zodyak’ın en sabırsız, en fevri ama bir o kadar da gözü kara savaşçısı Koç burcu erkeği, elinde görünmez kılıcı, sürekli çalışıyor gibi duran motoru ve “Ben bir denerim” diyerek kendisini her maceranın ortasına atma cesaretiyle aramızda yerini alıyor. Beklemeyi zulüm sayan, her yeni güne sanki birazdan madalya kazanacakmış gibi başlayan ve ortada hiçbir yarış yokken bile kendi kendine yarış çıkarmayı başarabilen bu ateşli adamın sakin bir hayat sürmesi pek kolay değildir. Çünkü onun için hayatın büyük bölümü “Hadi bakalım, şimdi neyi başaracağız?” sorusundan ibarettir.
1. Sabırsızlığın Kitabını Yazan, "Hemen Şimdi" Kelimesini Hayat Mührü Sayanlar
Koç erkeği için dünyadaki en büyük işkencelerden biri sıra beklemek, kırmızı ışıkta durmak veya “Biraz sabret, zamanı gelince olur” cümlesini duymaktır. Çünkü onun zihninde bir şey yapılacaksa mümkünse dün yapılmıştır. Restoranda garsonun birkaç dakika gecikmesi, internetin ağır açılması, karşı tarafın mesajına geç dönmesi veya bir işi ağırdan alan biriyle aynı ortamda bulunmak bile sabır seviyesini aşağı çekebilir. Siz daha “Biraz bekleyelim” demeden o çoktan alternatif çözüm üretmiştir. Koç erkeğinin aceleciliği bazen gerçekten işe yarar; çünkü herkes düşünüp dururken o kalkıp ilk adımı atar. Fakat aynı hız, bazen kendi ayağına takılır. Bir işi hemen bitireyim derken ayrıntıyı atlayabilir, aceleyle karar verip sonra “Ben bunu biraz düşünseydim keşke” noktasına gelebilir. Ama o noktada bile uzun uzun hayıflanmak yerine yeni bir plan yapması daha olasıdır. Zaten onunla ilgili en belirgin şey budur: Yavaşlamak ona göre çözüm değildir. Bir şey ters gittiyse daha hızlı hareket etmek daha mantıklı görünür.
2. Rekabetin Kralı: Hayatı Altın Madalya Alınacak Bir Olimpiyat Pisti Sananlar
Koç erkeği için ortada yarış varsa yarış vardır; yoksa da çok yakında bir tane bulunur. Monopoly oynuyorsanız kazanmak ister, halı sahadaysanız kazanmak ister, iş yerinde bir proje hazırlanıyorsa en iyi işi kendisinin çıkarmasını ister. Hatta bazen tamamen gereksiz bir konuda bile rekabet yaratabilir. “Kim daha hızlı hazırlanacak?” diye kimse sormamıştır ama o çoktan saate bakıyordur. Kaybetmek hoşuna gitmez, özellikle de kendisini iddialı gördüğü bir konuda yenildiyse bunu birkaç saat boyunca kafasında taşıyabilir. Fakat Koç erkeğinin rekabetçi tarafı yalnızca başkalarını geçmekten ibaret değildir; çoğu zaman kendi sınırlarını da zorlar. Daha hızlı, daha iyi, daha güçlü olmak ister. Bu yüzden karşısındaki insanı geçemediğinde olduğu kadar kendi potansiyelinin altında kaldığını düşündüğünde de huzursuz olabilir. Sorun şu ki bazen her şeyi yarış gibi görmek çevresindekileri yorabilir. Her konuşmanın kazananı olması gerekmiyor, her fikir tartışmasının sonunda son sözü söylemesi de gerekmiyor. Bunu hatırladığı gün hem kendisi hem de çevresindeki insanlar biraz nefes alabilir.
3. Fevriliğin Zirvesi: Önce Patlayıp Sonra "Acaba Ne Demiştim?" Diye Düşünen Ateş Topları
Koç erkeğinin öfkesi hızlı gelir. Bir anda ses tonu değişebilir, sinirlenebilir, karşısındakine düşünmeden sert bir cümle kurabilir ve o sırada söylediğinin karşı tarafta nasıl bir etki bıraktığını pek hesaplamayabilir. Masaya yumruk vurması şart değil; bazen tek bir bakış ve ses tonundaki değişiklik bile “Tamam, şimdi bir şey olacak” hissi yaratabilir. Fakat asıl ilginç taraf, o ateşin uzun süre yanmamasıdır. Beş dakika önce dünyanın en büyük kavgasını çıkaran adam, biraz sonra “Neyse ya, uzatmayalım” diyebilir. Karşı taraf hâlâ şokun etkisindeyken onun konuyu kapatmaya çalışması da Koç erkeğinin klasik numaralarındandır. Çünkü öfkesi çoğu zaman anlıktır. İçinde biriktirip aylar sonra intikam planı yapan biri değildir; ne hissediyorsa o anda dışarı çıkar. Bu açık sözlülük bazen ferahlatıcıdır ama bazen de karşısındaki insanı gereksiz yere kırabilir. Üstelik “Ben içimde tutmam” demek, söylediğiniz her şeyin söylenmesi gerektiği anlamına gelmez. Koç erkeğinin öğrenmesi gereken en zor derslerden biri de muhtemelen budur: Her doğru düşünce, aynı saniyede yüksek sesle söylenmek zorunda değildir.
4. İlişkilerde Avcı Rolünü Oynayan, Zor Olanın Peşinden Koşan Tutkulu Aşıklar
Söz konusu aşk ve flört olduğunda Koç erkeğinin ilgisini çekmek için biraz karakter göstermek gerekir. Her dediğine “peki” diyen, kendi fikri olmayan ve daha ilişkinin başında tamamen onun etrafında dönmeye başlayan biri ilk etapta hoşuna gitse bile uzun vadede heyecanını azaltabilir. Çünkü Koç erkeği karşısında güçlü bir kadın görmekten çekinmez; hatta çoğu zaman bundan hoşlanır. Zor olanın peşinden koşmayı sever, flörtte hareket ve heyecan ister, ilişkinin başındaki o kovalamaca hissi hoşuna gider. Fakat işin sıkıntılı tarafı, bazı Koç erkeklerinin heyecan ile bağlılığı birbirine karıştırabilmesidir. İlk dönem bitti, ilişki oturdu, hayat biraz rutinleşti diye ilgisinin azalması her zaman karşısındaki insanın yetersiz olduğu anlamına gelmez. İlişki zaten bir noktada günlük hayatın içine girecektir. Sürekli yeni heyecan aramak yerine o heyecanı birlikte yaşatmayı öğrenmesi gerekir. Çünkü sevdiğinde gerçekten sahiplenen, koruyan ve partnerinin arkasında duran bir yapısı da vardır. Yalnız o sahiplenme bazen “Ben seni koruyorum” ile “Ben senin yerine karar veriyorum” arasındaki çizgiyi aşarsa romantizm hızla komuta merkezine dönüşebilir.
5. Çocuksu Bir Saf Kalp Taşıyan, Kin Tutmayı Bilmeyen Büyük Çocuklar
Koç erkeğinin en şaşırtıcı taraflarından biri, bütün o sert görünümün altında oldukça çocuksu bir yan taşımasıdır. Çok ciddi bir mesele üzerine tartışıp yarım saat sonra bir şeye kahkaha atabilir. Dün kavga ettiği biriyle bugün yeniden konuşması da mümkündür. Çünkü çoğu zaman duyguyu uzun süre içinde taşımaktan hoşlanmaz. Bir şey canını sıkmışsa belli eder, öfkesini yaşar, sonra önüne bakar. Bu yüzden kin tutma konusunda bazı burçlar kadar başarılı değildir. Fakat burada “Her şeyi unutur ve asla kırgın kalmaz” demek de fazla iyimser olur. Gerçekten ağır bir kırgınlık yaşadıysa elbette mesafe koyabilir. Sadece bunu yıllarca sessizce beslemek yerine bir şekilde dışarı vurup yoluna devam etme eğilimindedir. Çocuksu tarafı da buradan gelir zaten. Oyundan, eğlenceden, spontane planlardan ve aniden yapılan saçma bir şeyden keyif alabilir. Bazen fazla düşünmeden hareket eder; bazen otuz yaşında olup on yedi yaşındaki bir arkadaş grubuyla yarışa girmiş gibi davranabilir. Ama bu hareketlilik aynı zamanda onun kolay sıkılmamasını ve hayatı biraz daha cesur yaşamasını sağlar.
6. Dünyayı Kurtarabileceğine İnanan O Sınırsız Özgüven Abideleri
Koç erkeğinin özgüveni yüksek olduğunda önünde durmak gerçekten zor olabilir. Karşısına büyük bir problem çıktığında “Bu iş nasıl olacak?” diye uzun süre oturup düşünmek yerine “Ben bir yolunu bulurum” diyerek doğrudan işe girişebilir. İşte bu yüzden çoğu zaman cesaret isteyen işlerde öne çıkabilir. Risk almaktan çok korkmaz, başarısız olma ihtimaline rağmen denemeyi göze alabilir ve düştüğünde yeniden başlaması kolay olabilir. Fakat özgüven ile kendini yenilmez sanmak arasında da ince bir çizgi vardır. Koç erkeği bazen o çizgiyi gözden kaçırır. Her şeyi tek başına yapabileceğini düşünür, yardım teklifini gereksiz bulur, tehlikeyi olduğundan küçük görür ve sonra iş gerçekten sarpa sardığında “Bunu biraz daha önce düşünseydim…” diyebilir. Yine de çoğu zaman o enkazın altında uzun süre kalmaz. Biraz gururunu toparlar, birkaç küfür eder, yeni bir plan çıkarır ve yeniden işe koyulur. Onun savaşçı tarafının asıl gücü belki de hiç düşmemesinde değil, düştüğü halde kendisini uzun süre yerde bırakmamasındadır. Koç erkeği bazen fazla hızlı, fazla iddialı, fazla sabırsız ve gerçekten yorucu olabilir. Ama hayatın karşısına ne çıkaracağını bekleyip kenarda durmak yerine, gidip kapısını kendi açan adamlardandır. Sonuçta onun dünyasında beklemek hâlâ vakit kaybıdır; “Olur mu acaba?” diye düşünmek yerine “Bir deneyelim” demek çok daha caziptir.
